Matcha
抹茶 · matcha
1191 yılında Zen keşişi Eisai 栄西, Çin’deki Song hanedanı topraklarından dönerken yanında çay tohumları ve bir yöntem getirdi: yaprağı demlemek yerine taşta öğütüp suyun içinde çırpmak. Yazdığı Kissa Yōjōki 喫茶養生記, Japonya’nın ilk çay kitabıdır ve şu cümleyle açılır: çay, ömrü uzatan mucizevi bir ilaçtır. Eisai’nin tohumlarından bir kısmı keşiş Myōe’ye ulaştı; oradan Uji’ye. Uji, sekiz asırdır matchanın başkentidir.
Matchayı matcha yapan buluş, gölgedir. Hasattan haftalar önce çay bahçelerinin üzeri örtülür; ışığı arayan yaprak, klorofille ve tatlı aminoasitlerle dolar. Bu gölge yaprağına tencha 碾茶 denir; damarları ayıklanır ve granit değirmenlerde, saatte ancak birkaç on gram hızla, ipek inceliğinde bir toza öğütülür. Acele eden taş ısınır, ısınan taş aromayı yakar.
On altıncı yüzyılda Sen no Rikyū 千利休, bu tozun etrafında bir dünya görüşü kurdu: chanoyu, çay yolu. Dört ilkesi bugün de Japon estetiğinin temelidir: uyum, saygı, saflık, sükûnet.
Kâsenizdeki yeşim köpüğü işte bu mirastır. Sekiz yüz yıl, bir yudumda.